Exhibitions

MEKAN İÇRE

Varlık/benlik algısı mekandan bağımsız değildir. Aslıhan Kaplan Bayrak bu düşünceden hareketle, mekan algımızla oynayarak düzen ile düzensizliğin sınırlarında gezerken kozmos ile kaos arasındaki hoş gerilimi sezdirmeyi amaçlar.

Mekanla özdeşleyim; mekan algısının parçalanması, benlik algısının yırtılması ve kaybolmuşluk, arada kalmışlık/araf, yabancılık/ötekilik hissiyatı! vb. kavramlar resminin izlekleridir. Her gerçeklik ona bakan öznel gözlere farklı perspektif açıları sunar, algı kapıları açar. Bunun farkındadır sanatçı.

Louis Bourgeous “kişisel olan politiktir” der. İçinde yaşadığımız zaman diliminin yarattığı sarsıntı ve yılgı ile umutlu olma isteği arasında gidip gelir gibidir sanatçının işleri. İç içe geçmiş mekanlar, bir belirip bir kaybolan ağaçlar, manzara izlenimleri birdenbire inen sert dikeylerle ya da yazılmışın üstünü silmek isteyen çizgiler misali yatay elemanlarla bölünür. Sanatçı, kendi hassas soyut dünyasının gözleriyle kendi formlarını yaratırken bir görünüp bir kaybolan imgeler, bireyin duygusal salınımlarının görsel belleğindeki imge oyunlarına karşılık gelir. Hızla merkeze yönelen fırça darbeleri, bizi sürekli tehdit eden öngörülemezlikleri imlerken; cesaret, döngüden kaçmak isteyen yıkık, kırık, camdan basamaklarda adım atmaktır çoğu zaman.

Tanımladığımız, algılayabildiğimiz zaman ardışık ilerliyor ancak farklı bir boyutta hepsi üst üste de algılanabilir değil midir? Sanatçı, yansımalarla, eğrilerle ve kesişen doğrularla, mekanı üstüste kurgularken mekanın ve zamanın ruhunu sorgulattırır izleyiciye. Yukardan bir bakış açısıyla perspektif kurarak bir çeşit vertigodan yararlandığı resimlerinde duygularımızın, benliğimizin tepetaklak edildiği günümüz iklimine gönderme yapar. Resimlerindeki mekan algısı, bizi rahatsız ettiği ölçüde doğa ile bağımızı yani varlık algımızı yeniden düşünmeye davet eder.

SPACE IN

The perception of presence/ego is not independent of space. Acting on this point of view, Aslıhan Kaplan Bayrak aims to make us feel the pleasant tension between cosmos and chaos while traveling around the boundaries of order and disorder by playing on our perception of space.

Concepts such as identification with space; disintegration of the perception of space, the rupture of perception of ego, being in between, the feeling of strangeness / otherness are the manifestations of her art. Every reality presents different perspectives and opens the doors of perception to subjective views that look at it, and the artist is very well aware of this.

Louis Bourgeous says “personal is political”. The artist’s works seem to move to and fro between the tremor and jolt created by the age we live in and the desire to be hopeful. Interlocking spaces, appearance and disappearance of trees, and the impressions of landscapes are suddenly divided by harsh vertical or horizontal elements like the lines wishing to erase the written. The artist creates her own forms with the eyes of her own delicate abstract world, and the images that appear and disappear correspond to the images of the visual memory of the individual’s emotional oscillations. While the brush strokes rapidly facing towards the center imply the unpredictable threats that constantly haunt us, courage is stepping in on the demolished, broken glass stairs wanting to escape from the loop.

The time we can detect and perceive is progressing sequentially, but can we not perceive it all overlapping in a different dimension? The artist makes the viewer question the soul of space and time by composing overlapping spaces with the aid of reflections, curves and intersecting lines. She utilizes the vertigo effect in her view from above, thus making a reference to today’s climate where our emotions and individuality are turned upside down. The sense of space in her paintings invites us to reconsider our bonds to nature and our sense of being, to the extent that it disturbs us.

“GEÇEN HER ŞEY MERDİVENDEN GEÇER, GELEN HER ŞEY MERDİVENDEN GELİR”

RAHMİ ÖĞDÜL

Aslıhan Kaplan Bayrak’ın meselesi mekânladır. Mekânı dışavurumcu tavırla tuvallerine yansıtırken, düzeni düzensizliğin sınırlarına doğru çekerek kozmos ile kaos arasındaki geçişi sezdirir bize. Öklidçi düzlem geometrisine göre yeryüzünün eğri yüzeyinde inşa edilmiş ve bize düzeni dayatan mekânların, sanatçının tuvallerinde eğrilerle, kesişen çizgilerle soyutlandıkça entropiye doğru nasıl evrildiklerini, evrileceklerini görüyoruz. Uzamın kesintisiz sonsuzluğunu kapatarak mutlak düzenler inşa etmek için yarattığımız mekânlar doğaları gereği her an dengesini yitirmeye teşnedir. Hiçbir enerji girdisi olmayan kapalı sistemler, fizikteki termodinamiğin ikinci yasasına göre düzen yerine düzensizliğin, yani entropinin artışına yol açacaktır. Öte yandan yeryüzünün enerji akışları karşısında, inşa edilmiş her form yıkılmaya mahkûmdur. Dolayısıyla Aslıhan’ın mekânları bizi rahatsız ettiği ölçüde mekân duygumuzu yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Tam da yerleştiğimizi düşündüğümüz an, mekânın düzensizliğe doğru evrilmesiyle birlikte göçebeleştiğimizi hissediyoruz. Göçebeler yeryüzü uzamında her yöne hareket ederlerken, biz yerleşikler yarattığımız mekânların düzensizliğe doğru kaymasıyla durduğumuz yerde göçebeleşiyoruz.

Öklidçi geometrinin “paralel çizgiler sonsuza kadar kesişmezler” yasası, Titanik gemisi battığında ihlal edilmiştir. Bir kurtarma filikasından bakıldığında, gecenin karanlığında geminin çok güzel olduğu görülecektir; fakat bu güzelliği deniz yüzeyiyle lomboz ışıkları şeridinin oluşturduğu “korkunç açı” bozmaktadır. Bu basit geometri yasasının açıkça ihlali dışında geminin yara aldığını gösteren başka hiçbir şey yoktur (Stephen Kern, Zaman ve Uzam Kültürü, İletişim Yayınları).  Aslıhan’ın resimlerinde de mekânın yara aldığını ve çok geçmeden batacağını gösteren “korkunç açı”lar vardır. Kesişen çizgiler ve eğrilerle düzensizliği bize duyumsatan resimlerinde merdivenler kurtarma filikaları olarak hemen gözünüze çarpar ama. Merdivenler, çıkış/giriş yerleridir çünkü. Yerleşik yaşamlarımızda durmadan yerleşmek üzere gün içinde yaptığımız yolculuklarda merdivenlerden geçmek zorundayız. Düzenin ve yerleşikliğin simgeleri olan noktalar arasında yolculuklar yapıyoruz ama yolculuklarımızı gerçekleştirdiğimiz aradaki geçişlerden daha çok yerleşik noktalarla tanımlıyoruz kendimizi. Geçiş yerleri, yani ara mekânlar belirsizliğin mıntıkalarıdır. Ve merdivenler, hesaplanabilirliğin, kestirilebilirliğin mekânları olan konutlarımızdan farklı olarak rastlantıya açık mekânlardır. Hesapsız kitapsız karşılaşmaları deneyimleyeceğimiz geçiş yerleri. Düzeni yaşadığımız mekânlara karşıt olarak düzensizliğin mekânları.

Merdivenler, yeryüzünün farklı düzlemlerini birbirine bağlayarak dikine yolculuklar yaptırırlar bize. Merdivenlerle farklı düzeylere taşındıkça yeryüzü çok farklı açılardan ifşa edecektir kendisini. Yerle ve düzenle kurduğumuz sabitlik ilişkisini bozarak yeryüzünü çok farklı açılardan deneyimlediğimizde perspektifin görece olduğunu, yer ve düzlem değiştirdiğimizde değişeceğimizi duyumsatan merdivenler.

Kendi üzerimize kapanarak merdivensiz kör kuyulara dönüştüğümüz günümüzde merdivenin içeriyi dışarıya bağlayan önemli bir unsur olduğunu ruhsal olarak da algılıyoruz. Dışarısı önemlidir. İçerinin çürümeye ve bozulmaya yazgılı mutlak düzeni dışarıdan gelecek şeylerle dengesini yitirdiği ölçüde yaşama dâhil olacaktır. Yaşam, sürekli denge bozumudur çünkü. Mutlak denge ölümdür. Dışarının tüm kuvvetlerine maruz kalarak açık havada yürüdüğümüzde dengemiz sürekli bozulacak ve attığımız her adımda bozulan dengemizi yeniden kuracağız ve bitimsiz bir devinim olarak denge ve dengesizlik birbirini izleyecektir. Aslıhan’ın resimlerindeki merdivenler, yürümeye davet eder bizleri; kapalı mekânların çürümeye ve çöküşe yazgılı ortamlarında merdivenler, yaşamla kuracağımız yeni dengelerin kurtarma filikalarıdır.

Aslıhan mekânı yeniden ve başka türlü algılamamızı teşvik ederken bizi yürümek için kışkırtan merdivenlerle yaşamın göçebeliğini, akış halini de duyumsatır; yürüdükçe yaşamla yeni ve hesaplanamayan yeni dengeler kuracağımızı.

Farklı mekânları, farklı perspektif düzlemlerini birbirine bağlayan merdivenler. Biran önce geçmek zorunda olduğumuz geçitler, merdiven boşlukları; Georges Perec’in değişiyle  “anonim, soğuk ve neredeyse düşman bir yer.” Aslıhan’ın resimlerine merdivenlerle girebilirsiniz ancak merdivenler davetkârdır. Çoklu perspektif düzlemlerini merdivenlerle birbirine bağlayarak, merdiveni bir bağlaca dönüştürmüş; tıpkı ‘ve’ler gibi merdivenler aynı zamanda resimlerini de birbirine bağlıyor ve merdivenler, “anonim, soğuk ve neredeyse bir düşman yer” olmaktan çıkmış. Perec haklı: “Geçen her şey merdivenden geçer, gelen her şey merdivenden gelir” (Yaşam Kullanma Kılavuzu, çev.İsmail Yerguz, İmge Kitabevi).

Tuvallerini çeşitli yönlerde kesen çizgilerle Öklidçi geometriyi ve çizgisel perspektifi ihlal ederek yıkımı soyutlayan Aslıhan’ın resimlerinde merdivenler yeni bir ortaya çıkışı, zamanda ve mekânda yepyeni bir belirişi müjdeleyen ana unsurlardır. Fakat tanımlı ve kimlikli mekânlara ulaşmak için geçmek zorunda olduğumuz bu ara mekânlar, belirsizlik mıntıkaları olarak bizde kaygı da uyandıracak. Apartman merdivenleri belirsizlikleriyle bizi hep ürkütmüştür. Aşırı tanımlı ve kimlikli konutlarımızın içindeki güvenlikli ortama ulaşmadan önce merdivenleri geçmek zorundayız. Aslıhan Kaplan Bayrak, merdivenleriyle bizi bu ara mekânlarda yakalayarak yerleşikliğin değerlerinden sıyrılmamızı ve mekânla kurduğumuz yerleşik ilişkiyi gözden geçirmemizi istiyor. Tuvallerini duyumsadığımızda kalıcı olanın yerleşik mekânlar değil, merdivenler olduğunu anlıyoruz.

“FOR ALL THAT PASSES, PASSES BY THE STAIRS,

 AND ALL THAT COMES, COMES BY THE STAIRS”

Aslıhan Kaplan Bayrak is concerned with spaces. She hints at the transition between cosmos and chaos by way of pulling order to the limits of disorder in expressionistically reflecting space onto her canvas. Built on the convex surface of the Earth according to Euclidean plane geometry spaces impose order on us, yet these same spaces evolve towards entropy as they are abstracted in the artist’s canvases with her curves and her intersecting lines. Spaces that we create by halting the uninterruted infinity of  space-time are always drawn to lose their balance by virtue of their own nature. Such closed systems with no energy input would only follow the second law of thermodynamics and would cause chaos rather than order, or in other word increase entropy.  On the other hand, as per the earth’s energy flows every form created is bound to be torn down. Consequently,  Aslıhan’s spaces prompt us to reconsider our sense of space in that they disturb us. The moment we think we settle down, we feel that we become nomadic as the space evolves into disorder. While nomads move in all directions on earth, we the settled become nomadic where we are as the spaces we create get deranged.

Euclidean geometry’s postulate that “parallel lines never intersect” was violated when Titanic sank. Viewed from a rescue boat, the ship will look beautiful in the dark of the night; yet, this beauty is interrupted by the ‘horrible’ angle that the ship’s lights make with the surface of the ocean as it sinks. Besides the clear violation of this basic law of geometry, there exist nothing indicating that the ship has been damaged (Stephen Kern, Culture of Time and Space, Iletisim Publishing)In Aslihan’s paintings there exist similar ‘horrible’ angles that attest to how the space has been damaged and is bound to sink. Yet, in these paintings that make us sense the disorder through the use of intersecting lines and curves, stairs hit our eyes as the though they are rescue boats themselves. For stairs are areas of exit/entry. In our settled lives, in the daily journeys that we make to settle down, we have to go through stairs. We journey through points that are symbols for being settled and order and we define ourselves through the settled points rather than the transitionary ones.  Spaces of transition, in other words, in-between spaces, are regions of uncertainty. And stairs are spaces that are open to coincidents as opposed to our homes which are spaces of calculability and predictability. Transition points where we can experience uncalculated encounters. Disorderly spaces against spaces where we experience order.

Stairs take us on vertical journeys by way of connecting earth’s distinct planes to each other. The earth will manifest itself from very different angles as the stairs are carried onto varying planes. Stairs which remind us that we ourselves will change when we alter our conception of the space and the plane we exist on, as they disrupt the relationship of stability with the ground and the system, and notice that perspective is relative when we experience the earth from different angles.

Today, as we focus on ourselves and keep on falling in blind wells, we sense that stairs are an important aspect that bind the outside with inside. The outside is important. The absolute order of the interior, while destined to decay and fail, will continue to be part of life to the extent that it loses balance with what comes from the outside. Because life is a constant disruption of balance. Perfect balance is death.  Our balance will be constantly disrupted as we get exposed to powers on the outside and will regain balance with every step we take, and balance and unbalance will pursue each other as a perpetual movement. The stairs in Aslıhan’s paintings invite us to walk; stairs, within the backdrop of the enclosed spaces destined to decay and fall, are rescue boats with which to build new balances.

Aslıhan makes us feel life’s nomadic ways, its flow, with the stairs that prompt us to walk while encouraging to perceive space anew and in a different manner; that we will create novel and incalculable balances with life.

Stairs that connect distinct, various planes of perspectives to each other. Passages we need to traverse fast, stairwells; in Georges Perec’s words “For all that passes, passes by the stairs, and all that comes, comes by the stairs” Aslıhan’s paintings can be entered via the stairs, but stairs are inviting. In connecting planes with multiple perspectives through stairs, she has turned the stair into a conjunction; just as “and”s, stairs also connect her paintings to one another and stairs cease to be a “anonymous, cold and almost hostile places”. Perec is right: “For all that passes, passes by the stairs, and all that comes, comes by the stairs ” (Life A User’s Manual, Georges Perec)

The intersecting lines  that defy Euclidian geometry and linear perspective provide an abstraction of destruction in Aslıhan’s paintings where stairs  are the primary harbingers that signify a new emergence, a novel coming forth in space and time. But these in-between areas that we need to pass through to reach defined spaces with fixed identities also instill a level of anxiety as they are spaces of unpredictability. Stairs in apartment buildings, with their unpredictability, have always frightened us. We are to traverse the stairs before we can reach the secure environment of our overly-defined residences. Aslıhan Kaplan Bayrak, with her stairs, catches us in these in-between spaces and asks us to steer clear of the values attached to being settled and to reconsider the relationship we build with space in this context. In feeling her paintings, we understand that what is permanent is not the settled spaces but stairs.

KIRIK MERDİVENLERLE DÜŞLEMEK

Nazlı Pektaş

Aslıhan Kaplan Bayrak, kendi gerçekliğini ve yeryüzünün gerçekliğini resim sanatının zamansallık ve mekânsallığı içinde kuran  bir sanatçı. Resimlerinde ustaca icra ettiği mekan; gerçekten kurguya doğru yol olan bir güzergahta, geleceğin düş evrenini imliyor. Ufuk hattının ötesine geçen merdivenler, kırık ama kararlı basamaklar, yakın tarihli resimlerinde ağaçlar, orman sandığımız bahçe…

Sanatçı, resimlerinde kent içinde dikey yalnızlıklarda bırakılan insanın  gelecek düşünün  çizgiden renge akan olanaklarını sorgular. Baudelaire’e göre; “İmgelem yeni bir dünya yaratır.” Aslıhan da doğa ve kent karşıtlığı zemininde kapalı mekânlardan açık mekânlara oradan da doğaya açılan bir hayalde dolaşarak yeni evrenler yaratır. Gelecek belki de yansımaların dibinde, merdivenlerin ucunda gizlidir.

Aslıhan’ın çoğu zaman masal sandığım resimleri, ya da yazısız masalları, ürettiği onca sözcüğü renklerin ahengi ile örer. Ayasofya resmi örneğin; zamansızdır. Bir varmışla başlayan ama sonu türlü kurguyla biten bir masalı anlatır. Ve mavi, bu masalın –mişli geçmiş zamanıdır.

Resimlerinde rastladığımız dışa vurumcu his; içinden geçtiğimiz zamanların dalgalı, baş döndüren ve sarsıcı umutsuzluğundan beslenir. Öyle ki sarsıntının yarattığı yıkımın etkileri sanatçının kendi sözleriyle şöyle anlatılır: “İnovasyonun, kaosun, yıkımın etkileri zaman zaman uçan merdivenler, metruk binalar veya içiçe geçmiş yansımalar olarak yeniden doğmaktadır.”
İnsanın gelecek hakkında düşünme arzusu şimdilerde cesareti,  Aslıhan’ın resimlerinde, izleyiciyi çok yönlü imgelemeye davet eder. Son dönem çalışmaların isimlerine baktığımızda karşımıza çıkan, ateş, hava, toprak su ve döngü gerçek ve imgelemin politik temasıyla birbirini sahiplenir. Doğada olan bitenden yola çıkarak çoğalan düşünceler yeryüzünü bataklığa çeviren kuru iklimi hüzünlü bir imgelemle hatırlatır.

Sanatla hayat arasındaki ilişki, Aslıhan’ın resimlerinde doğada olan biten vasıtasıyla   resim olur. Yataylar,  tuvali bölen dikeyler, bir uçtan bir uca uzanan derin renkler, kırık çizgiler…  İzleyene resimsel olan ne varsa unutmasını söyler. Gördüğümüz artık yeni bir dildir. Siyah bir çizginin içindeki güç, yangının, yalnızlığın, korkunun tercüme edilebilir halidir. Aslıhan’ın resimlerinin zemininde adım atmak zorlayıcıdır. Lakin düşlediği gökyüzü ve yeryüzü resimlerine hakim olan ışığın ardında gizlidir. Kırık merdivenler bizi ışığa götürmek için oradadır.

Kentte yaşayarak, doğaya ait olmak. Bu ikilemin  zorlayıcı atmosferinde düşler kurmak. Aslıhan’ın resimlerinden bize kalan. Düşlerimiz için değil elde kalanlar için direnmek!

TO DREAM WITH BROKEN STAIRS

Aslıhan Kaplan Bayrak, elaborates her own reality and that of the earth within the temporality and spatiality of the art of painting. The space that she skillfully depicts in her paintings, on a path from reality to fiction, marks the future’s universe of dreams. Stairs that trespass the horizon, broken but resolute steps, the trees in her more recent work and the garden that we mistaken for a forest…

According to Baudelaire, “imagination creates a new world.” Within the context of a nature/city dichotomy, Aslıhan, too, crafts new universes in wandering around in a dream that transitions first from interior to open spaces and then to nature. The future, perhaps, is hidden beneath the reflections, at the tip of the stairs.

Aslıhan’s paintings, which I often take to be a tale, or wordless tales, weave the many words they produce with the aide of the harmony of colors. Her painting Hagia Sophia, for instance, is timeless. It tells a tale that commences with a “once upon a time” but concludes in a myriad of constructs. And blue is the past perfect tense of this tale.

The expressionist feeling we encounter in her paintings is nourished by the unstable, dizzying and traumatic despair of our times. The artist’s own words explicate the aftermath of the destruction caused by this trauma: “The effects of innovation, chaos and destruction is occasionally re-born as flying stairs, abandoned buildings or overlapping reflections.” In Aslıhan’s paintings, humankind’s desire to think about the future, and lately her courage, invite the viewer into a well-rounded imagination. The themes of fire, air, earth, water and cycles emerge as we look into the titles of her most recent work, which own up to each other through the political theme of reality and imagination. The thoughts that emerge from what is happening in nature, and thoughts that multiply, remind us, with a sad imaginary, of the dry climate that transforms the earth into a guagmire.

The relationship between art and life turns into a painting in Aslıhan’s work by means of what is happening in nature. Horizontals, verticals that divide the canvas, deep colors that run from one end to the other, broken lines… They tell the viewer to forget everything pertaining to pictorial representation. What we see is a new language. The power within a black line is the translatable form of fire, solitude and fear. Taking a step on the surface of Aslıhan’s paintings is a demanding task. What she envisions is hidden behind the light that permeates her paintings concerning the skies and the earth. The broken stairs are there to take us to the light.

To belong to nature by living in the city. To dream within the challenging atmosphere of this dichotomy. What we are left with at the face of Aslıhan’s paintings. To resist not for our dreams but for what remains at hand!